|
|
|
AYVALIKFATIH TÜRKMENOGLU
Milliyet Gazetesi
Zeytin, zeytinyağı; işte Ayvalık!
Yazlık yerlerin soğuk havalardaki terk edilmişliğinden eser yok burada. Her yer canlı; çarşı cıvıltılı, lokantalar ve meyhaneler insanlı. Ayvalık erken inen akşama inat, gündüzleri bahar yaşatıyor bugünlerde. Güzel yürüyüşler, bol zeytinyağlı yemekler, tabii ki balık ve rakı; hayat bu be!
Öyle uyuyakalmışım arabada. Direksiyonda İdil var, biz kızımla arka koltukta dalmışız. Tam olarak uyuduğum yeri hatırlayamıyorum, Bandırma'da indikten biraz sonraydı ama Şehir Kulübü'nün mezelerinin hayalini kurarken kayıverdiğimden eminim.
Burnuma keskin bir küspe kokusu geldi. Uyandım. Zeytin, zeytinyağı; işte Ayvalık!
İlk işi çarşıya çıkmak olmalı
Çantaları odaya koyup hemen kendimizi sokaklara attık. Kış mevsiminden biraz ürküyordum doğrusu. Sevgilim Ayvalık'ı bomboş, yapayalnız görmek hiç istemem. "Bir zamanların büyük şöhreti" duygusunu yaşamasına gönlüm hiç razı olmaz.
Ayvalık'ın çarşısı tıklım tıkış. Midilli'den gelenler çantaları doldurmuş yine. Hava bir şahane, tam dışarıda oturup keyif yapma havası. Küçük lokantalarda yemek kokusu var, park edecek yer bulmak zor, trafik polisleri işbaşında.
Her defasında sokaklarda envai çeşit esnafla sohbet edip aklıma hiç gelmeyen şeyler alırım. Bu sefer de kural değişmedi; sakızlı kurabiyeler ve diş macunu alarak çarşı turunu tamamladık. Akşam oldu, doğruca Şehir Kulübü'nün yolunu tuttuk.
Antik çağdaki adı Kydonia
Ayvalık antik çağ yazarlarınca ayva ağacı anlamına gelen Kydonia olarak anılmış. Yüzyıllardan beri zeytin diyarı olduğu bilinirken neden ayva ağacından ismini almış, orası meçhul. Bugün isim verilecek olsa, "zeytin"den türemiş bir adı olurdu, kesin.
İzmir, Çanakkale ve Balıkesir'e bağlantıları var. İzmir'e uzaklığı 150 km'den biraz fazla. Balıkesir'in ilçesi. Neden hâlâ ilçe, bilmiyorum.
Ayvalık, Osmanlı zamanında ağırlıklı olarak Rumların kenti. Sayısız okul, kilise, konsolosluk, hatta matbaa ve hastanelerle, "yerleşik" bir düzene sahip olduğu anlaşılıyor. 1821 Yunan ihtilaline kadar, binlerce zengin, sanatçı ve entelektüel Rumun yaşadığı, Osmanlı'nın tek özerk kenti.
20'nci yüzyılın başlarında kader ağlarını örmeye devam ediyor, ikinci dalgalanma başlıyor. Mübadeleyle birlikte, o yerleşik düzen son buluyor. Girit ve daha çok Midilli adalarındaki Türkler Ayvalık'a; Ayvalık'taki Rumlar da Midilli'ye göçüyor.
Geçen 100 yıla yakın zaman, üçüncü kuşaktaki "toprak" tanımını değiştiremiyor. Midilli'nin bir köyünde Türkçe türküler "çığırıp" başucundaki cam kavanozun içindeki Ayvalık toprağına ağlayarak kadeh kaldıranları gördüm. Ayvalık'ta "Annemin vasiyeti vardı, karşıya Midilli'nin Molivos'una gidip evlerini buldum, eşikte hıçkıra hıçkıra ağladım" diyenleri dinledim. Cundalı balıkçıların Rumca konuşmalarına şahit oldum. Midilli'de hâlâ birçok "Ayvalıklı", Ayvalık'ta yüzlerce "Midillili" tanıdım...
Ayvalık'ın kedisi ve delisi...
Hâlâ hava güzeldi. Deniz kenarındaki bir masaya kurulduk. Kalamar dolması, radika, hardal otu ve bir sürü başka otlarla masayı donattık.
Beş gün daha buradayım. Bütün bir tatil boyunca Ayvalık.
Neler neler yapacağım... Cunda'ya yürüyerek gideceğim, bütün camileri ve kiliseleri bir kez daha gezeceğim. Biliyorum, yine eski evlere hayran olup "şunlardan bir tane alıversem ya" diye hayal kurup gözümde büyüyen tamir işleriyle vazgeçeceğim. Tepelerden körfezi seyre dalıp dar sokaklardan denize ineceğim. Çetin amcayı ziyaret edeceğim, Taş Kahve'de üç kahve arka arkaya içeceğim. Hâlâ kömür yakılıyor olmasına içerlenip hava kirliliğine lanet edeceğim. Her yere "Bir kere kazdık, Türkiye'de ilk defa üç işi birden yaptık" diye böbürlenme ilanları asan belediyenin neden burayı adam gibi temizlemediğine içerleneceğim. Kedisinin ve delisinin bitmediği Ayvalık'ta, bir yarı deli gibi dolaşıp onlarca kediye yemek atacağım...
Biliyorum, yine yarı kedi-yarı deli olacağım; her şeye rağmen yine buraya aşık olacağım!
Ne yapılır?
Ayvalık çarşısı ve sebze hali çok güzel. Aralara sıkışmış küçük lokanta ve kahvelerde de oturmayı ihmal etmeyin.
Ahmet Yorulmaz Ayvalık'ı çok iyi anlatan bir yazar. Onun kitaplarından biriyle dar sokaklara dalın.
Ayvalık merkezdeki Karagöz Sanat Evi'ne bayılacaksınız.
Birçok eski kilise var, bir kısmı cami olmuş. Harika işler yapılmış. Hepsini gezmek lazım. Camiler sadece ezan zamanında açılıyor, beklemenizi öğütlerim.
Şeytan Sofrası ve Cennet Tepesi'nden manzara seyretmek şart.
Çamlık mahallesi, Ayvalık'ın en şık semti. Evlerin güzelliği inanılır gibi değil...
Civarda 15 tane ada var. Hava çok rüzgarlı değilse Patrice, Tavşan Adası, Tımarhane Adası; hepsini görmenizi öğütlerim. Tabii Ortunç Boğazı ve Dalyan Boğazı'nı da es geçmeyin.
Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü, Lale Adası'nı Cunda'ya bağlayan köprü. Aklınızda bulunsun...
Cunda ya da Alibey Adası Ayvalık'a 7 km mesafede. En azından bir gün geçirmek lazım. Taş Kahve, benim en sevdiğim yerlerden biri. Harika lokantalar da var. Aslında Cunda'da o kadar çok görecek şey var ki...
Ne yenir?
Otlar bu mevsimde bollaşmaya başlamış. Bolca zeytinyağlı hardal otu, deniz börülcesi; of derim! Sübye yumurtası, Ayvalık'a özgü papalina, enginarlı karides, kalamar dolması; hepsi birbirinden lezzetli. Bu defa Şehir Kulübü'nde yediğim kalamar dolmasından memnun kalmadım, o ayrı konu. Hep gittiğim Çorbacı Mehmet Usta'ya da gidemedim, bir dahaki sefere.
Tatlılara gelince, sakızlı kurabiyeyi mutlaka tadın. Ben Yeni Güler Pastanesi'ni severim. Soda yerine kül suyu, şeker yerine üzüm suyu kullanılmış. Nefis! Peynir tatlısı ve peynirli baklavayı da atlamamalı. Bir de Cunda'nın lokma meselesi... Lokma her yerde var ama Cunda'nınki başka.
|
|
|
| |
|